Kemalist Düşünce Dergisi

Bu çalışmada ilk olarak Nizam-ı  Cedit hareketine başlanmadan önceki siyasi iklim anlatıldıktan sonraki sonraki bölümlerde sırayla; Nizam-ı Cedit’in başlangıcında rol alan layihalar ve dayandığı  bürokratik sınıf izah edilecek, Nizam-ı Cedit hareketleri içinde çağa uygun bir kurum inşa etmek amacıyla kurulan Mühendishane-i Berri-i Hümayun’dan bahsedilecek, Nizam-ı Cedit ordusunu tesisi ve bunun mali yönü olarak tanımlanan İrade-i Cedit anlatılacak, son olarak da Nizam-ı Cedit’in başarısızlığından bahsedilecektir. Çalışmadan ana iki kaynak olarak  Niyazi Berkes’in “Türkiye’de Çağdaşlaşma”   ve Ahmet Cevdet Paşa’nın “Tarih-i Cevdet” eserlerinden faydalanılmıştır. Bu kaynakların haricinde  Dr. Sercan Yılmaz’ın  “Sultan’ın Mutlakıyeti ve Müttefikleri, Nizam-ı Cedid Dönemi Üzerine Bir İnceleme”  makalesi ve  Mehmet Şerif Efendi’nin layihası kullanılacaktır.

 Giriş: Nizam-ı Cedit’i Doğuran İklim

III. Selim’i  tahta çıktıktan sonra  köklü değişiklikler yapmasına ikna eden  iki tane somut olay vardır. Bunlardan ilki Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla Kırım’ın Ruslar tarafından ilhak edilmesidir. Çariçe II.Katerina’nın 1768’de Lehistan topraklarına asker sokup içişlerine müdahale etmesi ve  Rus ordusunun Osmanlı sınırına yaptığı taciz saldırıları Osmanlı İmparatorluğunu oldukça rahatsız ediyordu. Ancak  devlet yönetimi Ruslarla bir savaş yapılması fikrine sıcak bakmıyorlardı. Ruslarla açıkça savaşmak isteyen Fransa ise İstanbul’daki elçisi aracılığıyla Osmanlı İmparatorluğunu Ruslarla savaşmak için kışkırtıyordu. Bu şartlar altında  Eylül 1768’de  ilan edilen savaş Osmanlı için ağır sonuçlara neden olacaktı. Çağın savaş yöntemleriyle talim yapmayan ve  iaşe sistemi bozulmuş Osmanlı Ordusu Rus ordusu karşısında başarısızlığa uğramıştı. 5-7 Temmuz 1770’de  İngilizlerin desteğiyle Akdeniz’e inen  Rus donanması  Çeşme’de Osmanlı donanmasını yenip limanın ateşe verdi. Tarihe “Çeşme Faciası”   olarak  geçen bu olayla Osmanlı deniz gücü  imha edilmiş, Çanakkale Boğazı abluka altına alındı.  Üstün konumda olan Ruslar Mora’daki Rum ahaliyi isyan ettirmek için çalışmaya başlasalar da kendi topraklarında patlak veren Pugaçev İsyanı  (1773-1775) ,  Rusların savaşın bitmesi gerektiğine ikna olmalarını sağlamıştı. Savaş sırasında yapılan görüşmelerin sonunda  23 Temmuz 1774’ de Osmanlı İmparatorluğu ile Ruslar arasında Küçük Kaynarca Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmadaki birkaç madde Osmanlı’nın başını ileride ağrıtacak içeriklere sahipti. Antlaşmanın üçüncü maddesine göre Osmanlı himayesinde olan Kırım Hanlığı bağımsız kabul edilip iki devlet devlet tarafından iç işlerine karışılmayacaktı. Ne var ki Kırım kısa zaman sonrasında 1783 tarihinde Ruslar tarafından  ilhak edilecekti. Antlaşmanın 7. ve 8 . ve 14. maddeleri ise  Rusları  Osmanlı’da yaşayan Hristiyanların haklarını gözetir hale getiriyordu. Antlaşma Osmanlı ve Rus devletleri arasında Kırım ve Hristiyan azınlık konularının tartışılmasına neden olmuştu. Antlaşmadan aylar önce  Ocak 1774 ‘de vefat eden III. Mustafa sonrası tahta geçen I. Abdülhamid bu iki sorundan ötürü 1787 senesinde tekrardan Rusya ile savaşa girişse de Özi kalesinin kaybedildiği kendisine tebliğ edildiğinde felç geçirerek hayatını kaybetmişti. I. Abdülhamit sonrası tahta III. Selim geçti (7 Nisan 1789).  III. Selim’in iktidarının ilk döneminde devam eden savaş sırasında gerçekleşen bir olay Nizam-ı Cedit’e giden süreçte ikinci büyük olay olacaktı.   

III. Selim tahta geçtiğinde Osmanlı İmparatorluğu hem Avusturya hem de Rusya ile savaş halindeydi. Anadolu Ayanlarının kuvvetlerinden ve Kapıkulu birliklerinden  müteşekkil olan  Serdar-ı Ekrem Koca Yusuf Paşa’nın komutasındaki Osmanlı Ordusu emri altında olduğu kumandanlarının telkinlerine rağmen yeterli disiplin becerisini kazanamamıştı. Öte yandan ordu hareket halindeyken  hangi cepheye intikal edileceği konuusu ilk başta sağlıklı şekilde karşılaştırılamamıştı.İaşe sorunu da yine bu savaşta kendini göstermişti. Seferin başından itibaren sorunlar yaşayan ordu Maçin’de Rus ordusunun hücümuna dayanamayarak  geri çekilme kararı almıştı.  Geri çekilme sırasında firar eden askerler yağmaya başlamışlardı. Komutanlarının uyarılarına kulak asmayan firari askerler ordunun gıda maddelerinin çoğunluğunu talan etmiş, bununla da kalmayarak cephanelikten silahlar alıp alamadıklarını ateşe vermişlerdi. Tabiri caizse başında demokles kılıcı sallanan genç padişah  savaşı başından beri yakından takip edip cepheye emirler gönderiyordu. Yazdıklarından anlaşıldığı üzere çocukluğunda babasıyla beraber tersaneleri teftişe katılan III. Selim,  Rus ordusuyla Osmanlı ordusunu karşılaştırmıştır. Özellikle Yeniçeri ocağındaki asayişsizlikten rahatsız olan III. Selim  savaş sırasında Rus ordusunun başarılı olmasını Rus askerinin “açlığa, susuzluğa, yaraya, bereye” dayandığını belirttikten sonra  Osmanlı Ordusundaki asayişsizliğinin ana sebebinin Yeniçeri Ocağının örfü terk edip içine uygun olmayan insanları  bünyesine katmasına bağlıyordu. Maçin’deki bozgun sonrasında III. Selim, Koca Yusuf Paşa’nın Ruslarla müzakere görüşmelerine tepki göstermişti. Padişaha göre Rusya’nın müzakere için öne sürdüğü şartlar oldukça ağırdı. Bu görüşten dolayı padişah  daha kabul edilebilir bir müzakere için savaşa devam edilmesi gerektiğine inanıyordu. Padişahın bu fikrinden dolayı  Koca Yusuf Paşa  cephedeki komutanları 11 Ağustos 1791 tarihinde çadırda toplayarak meşveret düzenlemişti. Meşverete katılan komutanlar savaşa devam etme aleyhinde konuşarak savaşa devam etmemeleri hakkındaki fikirlerinin  padişaha iletilmesini istemişti. Payitahttan gelen sürekli ısrara rağmen komutan ellerindeki askerle savaşa devam etmek istemiyorlardı. Komutanlar yapılacak barışı ordu açısından sadece toparlanma devresi olarak görmeyip  ordunun yıllarca sürecek bir yenilenmeye ihtiyaç olduğuna inanıyorlardı. Ordu kumandanlarının ortak kararıyla ayak diremesi  tarihe “ Maçin Boykotu” olarak geçti. III.Selim  cepheden gelen bu kararlı duruşa razı olup Ruslarla mütareke imzalamıştı. Ordu komutanları kendi aralarında yaptıkları görüşmeler sonrası padişaha gönderilmek üzere mazhar hazırlayıp Sadrazamın  bir iç çuhadarı aracılığıyla gönderdi. Ordu komutanlarının saldırıya geçmeyip askeri düzeni eleştirmeleri payitahtta  da yankı bulmuştu. Firarilerinin İstanbul’a doluşması sonrası konu daha da alevlendi. Böyle bir ortamda sarayda toplanan meşveret toplantısı sonrası bozulan devlet düzeninin tamiri adına Kalemiye ağırlıklı bürokratlar padişaha iletilmek üzere layihalar kaleme aldılar. Maçin Boykotu sonrasında  Osmanlı devlet düzeninin değişmesi gerektiğinin en somut örneği haline geldi.

Bölüm 1:  Kalemiye Sınıfı  ve Layihalar 

Her yenilik hareketi onu destekleyen bir sosyal sınıfa ihtiyaç duyar. Nizam-ı Cedit hareketi bu ihtiyacı Kalemiye  olarak adlandırılan sivil bürokratlarla gidermişti. “Kalemiye”, Enderun’da usta-çırak sistemine göre yetişip devlet içinde maliye ve divan kalemlerinde çalışan bürokratların dahil olduğu teşkilatken daha sonra kültürel bir sosyal sınıf haline gelmişti. Fatih Sultan Mehmet döneminde kalem alınan Teşkilat Kanunnamesinde  Kalemiye’nin adı geçmezken özellikle 16. Asrın sonlarına doğru Osmanlı bürokrasisinde yer almakla beraber asıl  mevkisini 17.  ve 18.  Asırlarda kazanacaktı. 

Maçin’de harap olan ordunun ahvalini gören III. Selim Osmanlı Devlet düzeninin yenilemek için harekete geçmeye karar verdi. Onun  himayesinde oluşan yenilikçi kadroda  bulunup tespit edilen on dört kişi doğrudan yahut dolaylı olarak Kalemiye sınıfıyla irtibatlıydı. Osmanlı Devleti’nin kötü gidişatını değiştirmek isteyen III. Selim ilk iş olarak mezkur kadro da dahil olmak üzere devletin ileri gelenlerinden  yapılacak yeniliklerin neler olacağı hakkında layihalar yazılmasını istedi. İki yabancı uzmanın  da yazdıkları da katılırsa bize ulaşan 21 adet  layihanın genel mahiyeti  “Nasıl çağın gereklerine göre bir ordu tesis edilir ?” ve “ Bu ordu ana finansmanı ne olmalıdır?” şeklindeki iki ana soruya  cevap aramaktı.  Askeri alanda bir yenileşme hareketini  merkezine alan layihalar kaleme alanlar arasında askeriyeden bir isim olmaması ilk başta şaşırtıcıydı. On üçü Kalemiyeden beşi Ulemadan gelen layihalar Osmanlı Devleti’nin  yeni, düzenli, eğitimli orduya ihtiyacı olduğu görüşünde hemfikirdi. Ancak böyle bir ordunun nasıl oluşturulacağı konusuna farklı fikirler mevcuttu. Örneğin Maçin Bozgunu sonrası savaşa devam etmek istemeyen komutanlarla müşaverede bulunan Koca Yusuf Paşa’nın  kaleme aldığı lahiya’ya göre bir çeşit genel askerlik vazifesi metodlarıyla vilayetlerde milis kuvvetler toplanıp modern talim yöntemleriyle eğitilecekti. Savaş zamanı askerler ve aileleri vergiden muaf olacaktı.  Koca Yusuf Paşa’nın Milli Ordu fikrine yakın bu görüşüne karşın Tatarcık Abdullah Efendi yazdığı layihada yeniliklerin  “ askeri, ilmi, mali “ yönden olmasını savunurken yeniliğin askeri safhasında Yeniçeri Ocağı’nın tüm ortalarından üçer yüz nefer ayrılarak bunlara çağdaş talim tekniklerinin öğretilmesini savunuyordu. Ayrıca Avrupa’dan çok deneyimli uzmanlar getirilip becerikli topçu sınııfı meydana getirilmesini öneriyordu. Layihaların geneli bu iki örnekte de görüldüğü gibi  Osmanlı Ordusunun çağdaş talimlerleri uygulayarak eğitilmesini öngörüyordu. Osmanlı Ordusunun çağdaş talimlere alışıp dünyanın şartlarını karşılayan bir ordu haline gelmesi için çağdaş eğitim kurumlarına ihtiyaç vardı. İşte Mühendishane- i Berri Hümayun Osmanlı İmparatorluğu’nun devlet düzeninin çatırdamasının ilk görünür kurumu olan Osmanlı ordu düzenini çağa uygun düzenlemek isteyen III. Selim’in hamisi olduğu yenilikçi kadro tarafından bu amaçla kuruldu.

Bölüm 2: Mühendishane-i Berri-i Hümayun

Nizam-ı  Cedit hareketinin başındaki padişah III. Selim, yönettiği devletin çağın gereklerine uyabilmesi için yeni kurumlara  muhtaç olduğunu görüyordu. Bu  muhtaçlık ona  1795 senesinde Mühendis-i Berri-i Hümayun’un kurulmasına sebep olacaktı. Fransa’da D’Ohson’un ve Ebubekir Ratip Efendi’nin  Viyana gözlemleriyle Avrupa’daki askeri eğitimi örnek alarak kurulan Mühendis-i Berri-i Hümayun, burada eğitim alması planlanan Humbaracı, Lağımcı Ocağı mensuplarının Yeniçeri Ocağı ile bağlantı kurmamaları için Hasköy gibi dönemin İstanbul’unda sapa sayılacak bir yerde kuruldu.  III. Mustafa döneminde kurulan Mühendishane- i Bahri Hümayun’un aksine Mühendishane-i Berri-i Hümayun’daki eğitim kadrosu yabancı değil Türk hocalardan oluşuyordu. Okul kurulduktan sonra altı sene sonra bir İngiliz   mühendis  İslam dinine geçerek “ Mühtedi Selim” adıyla hoca olmuştu. Bu katılımla 

beraber hoca sayısı beş olan okul, yayınladığı ilk nizamnamede humbaracı ve lağımcı ocaklarını eğitmeyi amaçlıyordu. Bu nizamnameye göre; okuldaki hocalar humbaracı ve lağım neferlerine humbara atmak, lağım bağlamak, fenn-i hendese üzere metris kazmak, kale tabyası yapmak gibi esaslarda eğitmek ve tercüme risaleler yazmakla yükümlüydü Okul müfredatında  Arapça olmasıyla beraber Osmanlı eğitiminde bir ilk olarak batı dillerinden Fransızca da eğitime dahil edilmişti  Dört yıl süren eğitimde okula kabul edilen kişi dördüncü sınıftan başlayıp birinci sınıfı bitirince mezun oluyordu. Talebeler ilk sene hat, imla , hesap, hendese, teknik resim dersleri verilmekteydi. İkinci, Üçüncü, Dördüncü sınıflarda ise  coğrafya,astronomi, harita çıkarma, lağımcılık ve müstahkem binalar inşası, çağdaş askerlik tertibi, isabetli ve seri top atıcılığı,yüksek matematik bilgisine dayanan koni kesitleri, diferensiyal hesap, integral, astronomi gibi dersler verilmekteydi.  Ayrıca  okulun kendi içinde matbaası olup çevrilen  yabancı eerler burada basılıyordu.Bununla birlikte aynı zamanda okulun zengin bir kütüphanesi de mevcuttu. Açılan yeni kurumun yabancı  kamoyunda da tanınmasını arzulayan dönemin kadroları okul ve başlattıkları çağdaşlaşma hareketlerini  dış dünyaya tanıtmak adına kitaplar da yayınlıyorlardı. Berkes’in  kitabında belirttiği 1803 tarihinde Seyyit Mustafa isimli bir matematik hocasının Fransızca olarak yazdığı kitap buna iyi bir örnektir. Okulun ana amacının daha köklü şekilde bir kurmay yetiştirmek yerine çağdaş ordulara denk bir istihkamcı sınıfı yetiştirmek olması bizim için girişilen yenilik hareketinin  köklü bir anlayışa sahip olmayıp ordunun eksik olduğu alanda uzmanlaşma fikrine inandıklarını söylemek manasız olmayacaktır. Zira sonraki bölümde bahsedeceğimiz Nizam-ı Cedit Ordusunun subay kadrosu da modern eğitim  kurumlarından değil geleneksel kurumlardan gelecekti. Osmanlıların modern kurmay subay eğitimi için kurması için kabaca otuz küsur yıl geçmesi gerekecekti.

Nizam-ı Cedit hareketinin   belki de köklü olan tek kurumu olan Mühendis-i Berri-i Hümayun, 1807’de III. Selim  tahttan indikten sonra varlığını sürdürdü. Kurum 1883’te kendi içinde Mülkiye şubesini açıp 1908’te  kendi içinden daha sonra  İstanbul Teknik Üniversitesinin  nüvesi olacak Mühendishane Mektebi’ni çıkarttı. Yaşadığı tarihsel süreçle beraber Mühendishane-i Berri-i Hümayun,  hem kendisinden biraz sonra kurulacak Harbiye’nin  hem de İTÜ’ nün   kurumsal atası olarak kabul edilmektedir.

Bölüm 3: Nizam-ı Cedit Ordusunun Tesisi ve Mali  Ayağı

Kendisine sunulan layihalarla yaptığı istişareler sonucunda III. Selim, Yeniçerilerden ayrı bir düzenli ordu kurulması gerektiğine karar vermişti. Fakat böyle bir şeye girişmenin kendi iktidarına  zarar vermesinden korkarak Şubat 1793 tarihinde  yeni bir askeri birliği  yine Yeniçeri Ocağının içinde olan Bostancı Ocağı’na bağlı “ Bostancı Tüfenkçisi Ocağı” olarak kurdu. Sonraki bölümde Mühendis-i Berri-i Hümayunda da  görüleceği gibi olası bir Yeniçeri tepkisine karşın İstanbul’un merkezine uzakta olan Levent Çiftliği’nde bu kurulan yeni ocak için kışla tesis edildi  İlk başta 1.600 kişiyle  var olan  Levent Kışlasındaki yeni  ordu  17 Eylül 1794’te  yayınlanan Levent  Çiftliği  Kanunnamesiyle resmen tesis edilmiş oldu.  Bu Kanunname’nin bazı maddelerini bu ordunun nasıl tanzim edildiğini göstermesi açısından bizim için faydalı olacaktır. Kanunnamenin ikinci maddesinde 1.600 mevcudun 12.000’e çıkmasını kararlaştırmış,yedinci maddesine göre nefer olmak isteyenler 25 yaşını geçmeyip Pak, asil ve “ tüvana” olacaklardı. Beşinci maddesine göre ise neferler gece gündüz kışlalarda talimde uğraşacaklardı. Dördüncü maddeye göre de kışlaya giren asker ilk olarak “tüfekendaz” neferi olacaktı. Daha sonra yavaş yavaş onbaşı, çavuş, alemdar, mülazim, sağ ve sol kolağası kethüda ve binbaşı rütbelerine yükselecektir. Ocak Ağası başka yere tayin olursa bir binbaşı  ya da bir kapıcı başı o vazifeye tayin edilecekti. Aşağıda da daha  açacak olduğumuz sekizinci maddede ise yetiştirilen askerin aylıkları “İrade-i Cedit” diye adlandırılan hazineden ödenecekti. Son olarak  dokuzunucu madde zabitler evlenemezdi.

Yukarıda da aktarıldığı üzere   İrade-i Cedit hazinesi Nizam-ı Cedit birliklerinin gelirlerini karşılamak üzere oluşturulmuştu. Dayandığı ekonomik sermaye ise Osmanlı’da “Mukaata” ve “Malikane” olarak adlandırılan Osmanlı toprak düzenindeki kiralanmış vergi gelirleriyle “ Zecciye” olarak adlandırılan bazı ürünlere koyulan doğrudan vergilerdi. Daha sonra bu gelir kalemleriyle  yetinilmeyip tımar ve zeamet gelirlerinin tahvil taksitlerinin de hazineye ilave edilmesi kararlaştırıldı . Nizam- ı Cedit ‘in  mali ayağı olan İrade-i Cedit  yenilik hareketinin zayıf karnı olacaktı. Zira İrade-i Cedit, mukaata ve malikane gelirlerini elinde tutan Ayan denilen  yerel yöneticiler, ( burada yönetici tanımı Ayanların atanan değil bir nevi halk içinde hem maddi hem de statü olarak yükselip devletin muhattap aldığı bir sınıf olmasına atıftır) bu gelirin faizinden kazanan tefeciler  İrade-i Cedit’in ellerinden gelirlerini almasından rahatsız olmuşlardı. Rumeli’deki Ayanlar Edirne’de   Nizam-ı Cedit ‘in bir kışla açmasını engellemişlerdi.  Bu yüzden kısa bir süre sonra ikinci kışla  olarak Selimiye Kışlası Üsküdar’da kuruldu. İlkinin aynı modeliyle kurulan Selimiye Kışlası bünyesinde eğittiği neferlerin Anadolu’dan gelen Türk neferler olması  ilerideki tarihsel seyir için oldukça dikkat çekicidir Üsküdar’da tesis edilen Selimiye Kışlasında eğitim gören askerler Levent Kışlası’ndaki askerlerden farklı olarak  mavi renkli üniforma giydirilmişti. 

Levent ve Üsküdar kışlalarının  tesis edilmesinden sonra Niğde, Kayseri, Kastamonu, Akşehir, Aydın gibi illere de kışlalar açılıp bunlar Üsküdar Selimiye Kışlasında bulunan Üçüncü Ortaya dahil edildi. Kurulan bu kışlalar özellilkle Napolyon’un Mısır’ı işgalinde gösterdiği başarılarla dikkat çekecekti.  III. Selim emel ettiiği yeni ordu düzenini kurmuşa benzese de reformcu kadronun sefahata merak salması, yeniçeri ocağının hoşnutsuzluğu, iç isyanlar ve dış gelişmeler iktidarını bağladığı yenilikler için tehlike çanlarının çalması anlamına geliyordu.

Kara Ordusundaki yeniliklerle beraber donanma da yenilikler kapsamında yeniden ele alınmıştı. Girişilen yeni donanma inşası kapsamında 1795’te 110  gemilik bir filo oluşturulmuş oldu.Ne var ki bu donanma 1807’de İngilizlerin Çanakkale Boğazı’nı geçip İstanbul’u tehdit etmelerine engel olamayacaktı.

Bölüm 4: Kabakçı Mustafa İsyanı ve Nizam-ı Cedid Hareketinin Ortadan Kalkması

Her yenilik hareketi karşısında ona muarız olan hareketleri de göğüslemek zorundadır. Nizam- ı Cedit de en başından beri  sosyal ve bürokratik düşmanlara sahipti. İrade-i Cedit kısmında anlatıldığı üzere ellerindeki vergi gelirlerinin devlet hazinesine akmasından rahatsız olanlar, yapılan askeri yenilikleri küçük görüp kendisini tehdit olarak gören Yeniçeriler, devletin kendi alanlarına girmesini kendileri açıdan tehlikeli bulan Rumeli Ayanları Nizam-ı Cedit hareketinin getirdiği yeniliklerin başlıca düşmanlarıydı. Bu düşmanların haricinde Nizam-ı Cedit’i yürüten kadroların İstanbul’da lüks düşkünü hale gelmesi et, ekmek, yağ gibi temel ürün maddelerin ulaşamayan, artan iç gümrük resminden ötürü geçim derdine düşmüş olan halkı oldukça rahatsız ediyordu. Üstelik Nizam-ı Cedit’den rahatsız olan dış devlet temsilcileri de mevcuttu.

III. Selim’in ve Nizam-ı Cedid’in sonunu getiren sürecin ilk aşaması Edirne Vakası olayıdır. Mart 1805’de III. Selim genel askerlik uygulamasına geçmek istese de direnişle karşılaşınca bundan vazgeçmişti. Ertesi sene bunu tekrar denemek isteyip Kadı Abdurrahman Paşa’yı geçen sene bu uygulamaya direnen Rumeli Ayanlarını teskin etmesi için görevlendirdi. Yanına Nizam-ı Cedit askerlerini de alıp yola çıkan Kadı Abdurrahman Paşa  Silivri, Çorlu ve Tekirdağ’da muhalefetle karşılaştı. Padişahın  geçen sene denediği  genel askerlik uygulamasını tekrar denemesinden rahatsız olan Ayanlar,  üzerlerine gelen Nizam- ı Cedit askerlerine ateş açıp çatışmaya girdiler. “Edirne Vakası” olarak geçen bu olay Nizam-ı Cedit’in ilerleyişini kesintiye uğratmıştı. Edirne Vakası sonrası genel askerlik uygulamasını iptal etmek zorunda kalan III. Selim ayrıca yenilik taraftarı olarak bilinen Şeyhülislam Salihzade Esad Efendi’yi görevden aldı. Onun yerine Topal Ataullah Efendi, Sadarete ise Yeniçeri Ağası İbrahim Hilmi Ağa getirilmişti. Bu mevki değişikleriyle beraber Nizam-ı Cedit hareketi destekçilerini kaybetmişti. III. Selim’in etrafında artık yenilik hareketine inanmayan insanlar vardı.

 Destekçilerini kaybeden III. Selim için kötü günler geride kalmış değildi.  Şubat 1807’ de İngiliz donanmasının Çanakkale Boğazını geçip İstanbul önlerine gelmesi III. Selim’in otoritesini tamamen sarstı. Böyle gergin siyasi iklimde çıkan Osmanlı- Rus savaşındaki bir olay III. Selİm’in ve Nizam-ı Cedit’in sona ermesine neden olacaktı. Karadeniz  Boğazı’ndaki kalelere  gelecek olası  Rus saldırısından endişe eden devlet ricali kalelerde bulunan yamakları Nizam-ı Cedit modeliyle teşkilatlandırmak istedi. Nizam-ı Cedit yöntemlerini reddedip üniformalarını giymeyi reddeden Yamaklar Kabakçı Mustafa önderliğinde isyan ettiler.  İstanbul’a doğru yürüyen asiler payitahttaki idarecilerin alttan destek vermeleriyle güçlerini artttırdı. III. Selim kendisine gelen bilgilerden ötürü isyanı ciddiye almadı. Bu ciddiye almamanın getirdiği kaos yüzünden Levent Çiftliğindeki  talimli askerler isyana direnç göstermedi. İstanbul’a gelen isyancılar Yeniçeri Ocağı’nın ve Ulema’nın desteğini alarak etki alanlarını daha büyüttüler. Baştan beri isyanı alttan alta destekleyen Köse Musa Paşa’nın verdiği listeyle saraya doğru ilerleyen Kabakçı Mustafa ve isyancılar padişahtan listede olan Nizam-ı Ceditçilerinin infaz edilmesini istedi. III. Selim isyancılara karşı  İstanbul’da 10.000 ‘i bulan Nizam-ı Alem askerini kullanmak yerine Nizam- ı Cedit’i ilga edip istedikleri isimlerin infazın onay verdi. Bu büyük emeklerle girişilen Nizam-ı Cedit’in sonu demekti. III. Selim 29 Mayıs 1807 senesinde tahtı IV.Mustafa’ya bırakıp saltanatı kaybetmiş oldu. Nizam-ı Cedit’in destekçisi olan Alemdar Mustafa Paşa’nın İstanbul’a yürüyüyüp Topkapı sarayına dayandığı 28 Temmuz 1808 günü de hayatını kaybetti.İyi niyetlerle reformlara başlayan padişah elindeki gücü kullanamayıp saltanatından  ve hayatından oldu.

Sonuç

Nizam-ı Cedit hareketi  Türk Çağdaşlaşmasının ilk safhalarından biri olarak kabul edilmektedir. İmparatorluğun kötüye giden durumunu engellemek isteyen III. Selim sivil bürokrasi ve ulemadan isimlerin desteğiyle Nizam- ı Cedit hareketini başlatmıştır. Bu hareketle birlikte kısa zamanda modern bir ordu yapılanmasının çekirdeğini oluşturmuştur. Yenilikler sadece müsellah ordu teşkil etmemekle sınırlı kalmayıp ordudaki humbaracı ve lağım ocağının durumunu daha da iyi hale getirmek amacıyla Mühendis- i Berri-i Hümayun açılmıştır. Bu kurum ilerleyen zamanda  Osmnlı ordusuna  teknik bilgiye hakim askeri personel yetiştirmekle beraber daha sonra açılacak olan Harbiye’nin temelini oluşturmuştur. 20. asrın başında ise okul kendi  içinden Mühendishane Mektebi çıkarıp İstanbul Teknik Üniversitesi’nin kurumsal atası olmuştur.  Mühendishane-i Berri-i Hümayun varlığına devam ederken onun kurulmasına neden olan Nizam-ı Cedit  hareketi ise çeşitli gruplarda doğurduğu huzrusuzluk ve III. Selim’in  başlattığı yenilik hareketine sahip çıkmayıp isyancılara boyun eğmesinden dolayı 29 Mayıs 1807 ‘de III. Selim’in tahttan indirilmesiyle sonlanmıştır. Nizam- ı Cedit başarısız olsa bile devlet geleneğinin içinden çağdaşlığa atılan bir adım olarak oldukça değerlidir. Devlet kendisini yenınden yapılandırma yoluna gitmiş, Kalemiye olarak adlandırılan sivil bürokrasi de devlet yönetiminde söz sahibi olmuştur.  Ayrıca bu dönem atılan atılımlar  Tanzimat Fermanını, Tanzimat Fermanı Birinci Meşrutiyeti, Birinci Meşrutiyet de Jöntürkleri ve II. Meşrutiyet’i , Jöntürklerden neşet eden İttihatçı nesil ise Türkiye Cumhuriyeti’ni doğurmuştur. Bütün bunların başında olmasından Nizam- ı Cedit Türk Tarihi’nde oldukça mühim bir yer taşır.

KAYNAKÇA 

Kitaplar

1..Berkes, Niyazi. Türkiye’de Çağdaşlaşma. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2022.

2.Berkes, Niyazi. Türkiye İktisat Tarihi. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2020.

3.Beydilli, Kemal. Türk Bilim Tarihinde Mühendishane, Mühendishane Matbaası ve Kütüphanesi (1776-1826). İstanbul: Eren Yayıncılık, 1995.

4.Cevdet Paşa, Ahmet. Osmanlı İmparatorluğu Tarihi. İstanbul: İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, 2011.

Ansiklopedi Maddeleri

5.Beydilli, Kemal. “Küçük Kaynarca Antlaşması.” Türkiye Diyanet İslam Ansiklopedisi. Ankara: İSAM, 2002.

6.Beydilli, Kemal. “Mühendishane-i Berri-i Hümayun.” Türkiye Diyanet İslam Ansiklopedisi. Ankara: İSAM, 2020.

7.Aktepe, M. Münir. “I. Abdülhamid.” Türkiye Diyanet İslam Ansiklopedisi. Ankara: İSAM, 2002.

Makaleler

8.Yıldız, Aysel. “Osmanlı Tarihinde Bir Ordu Boykotu: Maçin Bozgunu Ardında Yaşanan Tartışmalar.” Cihannuma Tarih ve Coğrafya Araştırmaları Dergisi II/2 (Aralık 2016): 129-148.

9.Yılmaz, Sercan. “Sultan’ın Mutlakiyeti ve Müttefikleri, Nizam-ı Cedit Dönemi Üzerine Bir İnceleme.” Mavi Atlas Dergisi 12, no. 2 (2024): 339-360.

Tezler

İnternet Kaynakları

11.Beydilli, Kemal. “Mühendishane-i Berri-yi Hümayun.” Türk Maarif Ansiklopedisi. Erişim tarihi: 11 Nisan 2025. https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/muhendishane-yi-berri-yi-humayun/#yazar-1

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir