Kemalist Düşünce Dergisi

Cumhuriyet, bir ideal olarak aynı cumhuriyet çatısı altında yaşayan her yurttaşın görünür şekilde temsilini öncelerken bu temsiliyetin doğrudan veyahut yurttaşların vekalet verdikleri temsilciler ile anayasal ve siyasal düzlemde eşit bir şekilde sağlanmasını vadeder. Bu ideal rejimde temsiliyet hakkını kullanan insanlar, kaderlerini hiç kimseye ipotek ettirmezler ve hak taleplerini doğru ve tabandan örgütlenmeler neticesinde siyaset kurumlarına dayatırlar. Esasen cumhuriyet, cumhur ile cumhuriyet arasına bir “aracı” sokulmasını engeller. Cumhurun kendisini şekillendirmesine izin verir ve kendisini var eden şeyin ne olduğunu idrak ederek organlarını oluşturur. Farklı bir benzetmeyle, yüzyıllar boyunca İslam’ın doğru temsil edilmesi üzerine kafa yoran alimlerin kimisi nasıl Allah ile onun yarattığı kul arasında bir “aracının” olmasına şerh düşüp bu durumun yaratıcı ve insan arasındaki doğal bağın kopmasına neden olacağını düşündüyse, cumhuriyetçi gelenek de cumhuriyet rejimini “cumhur”suz kılıp modern bir “ulema” kurmaya yeltenen vesayet odaklarına karşı mücadele etmeye çalışmıştır. Daha somut kılmak gerekirse, günümüzde cumhuriyetçi mirası temsil ettiğini iddia eden ve cumhuriyetle birlikte gelen kazanımları muhafaza etmek isteyen insanlara yol gösterici olarak sunulan birtakım figürlerin, bu insanları amacından farklı ve daha kişisel amaçlar uğruna manipüle ettiğini görüyoruz. “Siyaset eliti” diyebileceğimiz bu figürlerin, güçlü bir ahlaki vurgu ve cumhuriyetçilik enstrümanıyla doğru olan tek yolun kendi çizdikleri ajanda olduğuna ve bu ajandanın dışında alternatifler üretmek isteyen insanları “münafık” olarak yaftalayabildikleri bir politik ortam mevcut. Bu elit ağı, kendisini medya, ekonomi, dijital medya ve kamusal görünürlükle güçlendirip “muhalefet içi iktidar” olmayı isteyen sonu gelmez bir motivasyonla hareket ediyor. En can alıcı olan nokta ise, sunulan ajanda başarısız olsa dahi bu ajandayı dayatan insanların mevcut siyasi ve iktisadi kazanımlarını devam ettirirken milyonlarca insanın hayallerinin suya düşmesi. Sayıları yüz kişiyi dahi geçmeyecek olan bu “elitler vesayeti”, milyonlarca insanın kaderiyle oynarken aynı anda nüfuz elde etmeye ve hepimiz için politika tayin etmeye devam edebiliyorlar. 

Cumhuriyetin ilanından bugüne aydınlar, cumhuriyetçi görünümlü çıkar gruplarına karşı mücadele vermeye çalıştı. Örnek vermek gerekirse gazetenin ilk sayısında, Yakup Kadri’nin gözünden bir erken cumhuriyet portresi çizmeye ve cumhuriyeti bekleyen problemlere ilişkin Yakup Kadri’nin çözüm önerilerini anlatmaya çalışmıştım. Yakup Kadri’yi kimi aydından farklı kılan şeyin de ciddi bir öz eleştiri mekanizması geliştirebilmesi olduğunu ifade etmiştim. İşte o günlerden bugüne, halen daha milyonlar üzerinde söz hakkı olduğunu düşünen ve memleketi yokuşa sürüklemek pahasına kısa vadeli çıkarlar elde etmekte hiçbir sakınca görmeyen takiyecilerin varlığı cumhuriyetçi mahalle içerisinde devam ediyor. Bize de hiçbir zaman bu mahalleye ait olmamış, kimi zaman hasımlık beslemiş ya da bu mahallenin insanı gibi hareket etmeye çalışmış insanlara kaşı mahallemizi korumak düşüyor. Aksi takdirde, ait olduğumuz ve varlığıyla övündüğümüz bir mahallemiz olmayacak. 

Esasen cumhuriyet, tıpkı hemşehricilik, lobicilik ve daha ilkel haliyle kabilecilik gibi eşit yurttaşlığı ve ortak vatan duygusunu baltalayan gruplaşmalara özü itibarıyla karşı olduğu gibi mahallecilik gibi masum fakat izole ve dar kapsam sunan daha minik gruplaşmaları da politik düzlemde hoş görmez fakat ülkedeki mevcut durum, maalesef birbirini daha iyi kollayan tabandan tavana örgütlenmeyi daha kemikleşerek yapmayı becerebilen grupların siyaseten daha iyi temsil edilmesine alan açıyor. Öyle ki, bırakın şehri ya da ilçeyi, kimi zaman küçük bir köyün mensuplarının doğru örgütlenmeyle koca memleketin yönetiminde söz sahibi olduğunu görebiliyorsunuz. Böyle bir düzlemde yapmamız gereken, tüm memlekete derman olacak bir gelecek projeksiyonu inşa edip bu gelecek tasavvurunu mahalle refleksinden de öte bir yurttaşlık bilinciyle pratiğe dökebilecek kadrolar yetiştirirken, mahallelilik bilincini göz ardı etmemek ve cumhuriyetçi mahalle üzerinde uçuşan akbabaları bertaraf etmek olmalı. 

Bize bizdenmiş gibi gözüküp bizim hakkımızda kararlar verenlerin kimler olduğunu gayet iyi biliyoruz, bundan sonra yapmamız gereken de bizim mahallemizi bize düşman etmeye çalışan bu öteki mahalle fırsatçılarına geçip vermeyip kendi ayaklarımız üzerinde durabileceğimiz ve tamamen öz kaynaklarımıza güvendiğimiz temiz ve “bizden” olan bir siyasi paradigma inşa etmek. Ata mirasını koruyup kollamak, cumhuriyetin ne olduğunu iyi özümsemek, biraz kendi mahallemizden çıkıp başka mahallelerde neler oluyor doğruca gözlemlemek, mahallemizi korumak ve 86 milyona güzel bir hayat sunabilmek. Ne mahalleye hapsolmak ne de mahalleye her geleni sokmak. Cumhuriyetçi mücadeleyi elitlerin tahakkümünden kurtarıp bilinçli kitlelere devretmek. Mahallenin yaşlılarının televizyondakilerden nasihat dinleyip torunlarına kızdığı bir sosyolojik kaderi reddederek, o yaşlılarla bir olup televizyondakine “benim istediğimi konuşacaksın” diyebileceğimiz bir özgül ağırlığı inşa etmek. Sözün özü, üzerimizdeki ölü toprağını atıp, sinikliği bir kenara bırakıp hem bize kökten düşman olup hayatlarımız üzerinde kumar cumhuriyet düşmanlarıyla hem de üzerimizde uçuşan sözü bizde özü dışarıda olan akbabalarla kavga edecek gücü kendimizde bulmak. Meselenin esas noktası budur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir